Espresso, kahve dünyasında fazla söze yer bırakmayan bir içimdir, alışkanlıktır. Küçük fincanda gelir, hızlı içilir ama etkisi uzun sürer. Ne süs ister ne de açıklama. Espresso, kahvenin en doğrudan hâlidir.
Peki kelimenin kökeni “Hızlı” mıdır yoksa “Baskılı” mıdır? “Espresso” kelimesi çoğu zaman “express” yani hızlı kelimesiyle karıştırılır. Oysa işin aslı biraz daha teknik ve bir o kadar da keyiflidir.
İtalyanca “esprimere” fiilinden gelir; “sıkmak, bastırmak, özünü çıkarmak.”Yani kelime anlamıyla espresso, baskı altında özütlenmiş kahve demektir. Kısacası hızlı olmasından çok, nasıl yapıldığıyla ilgilidir.
İlk espresso makinesi 1884 yılında icat edilmiştir. 20. yüzyılın başlarında da İtalya’da geliştirilen diğer makinelerle bugünkü formuna kavuşmuştur. Bu makineler ile elde edilen espresso’da amaç şuydu: kahveyi taze, hızlı ve kişiye özel hazırlamak.
Bugün klasik bir espresso: ince çekilmiş kahve, yüksek basınç (yaklaşık 9 bar), 25–30 saniyede 25–30 ml kahve olacak şekildedir. Kısa sürede, çok şey anlatır.
Espresso, kahve zincirlerinin menülerinde “temel” gibi görünür ama aslında merkezdir. Cappuccino, latte, americano… Hepsi espressoyla başlar.
Sabah ayakta, öğle arasında hızlıca, bazen sohbetin ortasında, bazen tek başına içilir. Şekerli içeni de vardır, şekersiz vazgeçmeyeni de.
Espresso’nun memleketi olan İtalya’da bir içecekten çok alışkanlıktır. Kafeye girilir, barda durulur, sipariş verilir: “Un caffè, per favore.” Ve evet, İtalya’da espressoya sadece “caffè” denir. Başka bir açıklamaya da gerek yoktur. Uzun uzun oturulmaz, fincan elde bekletilmez. Bir iki yudumda içilir, gün kaldığı yerden devam eder.
Espresso, yoğunluk üzerine kuruludur ve bu yüzden de azdır, küçüktür. Büyük fincan, büyük tat demek değildir. Espresso’da her şey dengelidir: basınç, süre, miktar. İyi bir espresso; yanık değildir, ekşi değildir, dili yormaz, ağızda, damakta kalır. Üzerindeki ince köpük tabakası, yani kreması da imzasıdır.
Espresso; uzlaşmaz, beklemez, kendini anlatmak için zamana ihtiyaç duymaz. Az gelir ama nettir.